8 Temmuz 2016 Cuma

ÖNSÖZ AKAN KANI ANCAK TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ DURDURUR

ÖNSÖZ
AKAN KANI ANCAK TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ DURDURUR

Bugün dünyanın bazı bölgelerinde Müslümanlar zor durumda yaşamaktadır. Örneğin Çin'in en batı noktasında yer alan Doğu Türkistan'da Müslüman kardeşlerimiz yaklaşık 60 yıldır türlü işkencelere maruz kalıyorlar ve akıl almaz baskı altındalar. 1965'ten sonraki katliamlarla birlikte, öldürülen Doğu Türkistanlı sayısı 35 milyon gibi inanılmaz bir rakam.
Filistin'de Müslümanlar yarım asrı aşkın süredir katlediliyorlar. Kendi topraklarında sürgün hayatı yaşıyorlar. Irak'tan hemen her gün ölüm haberi geliyor.
Kerküklü kardeşlerimiz ölüm korkusuyla yaşıyor. Kırım'da Müslümanlar zorluklar altında varlıklarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Afganistan'da neredeyse hergün Müslüman kanı dökülüyor, Pakistan'da binlerce Müslüman kendi ülkesinde mülteci konumuna düştü. Yakın geçmişte Bosnalı Müslümanlar tüm dünyanın gözü önünde, Avrupa'nın ortasında, acımasızca soykırıma tabi tutuldular. Pek çok ülkede hapishaneler, düşüncelerinden ve inançlarından dolu tutuklanmış olan Müslümanlarla dolu. Bu acıların, bu katliamların, bu sıkıntıların, bu çilelerin hiçbiri yeni değil. Müslümanlar, neredeyse yüzyıldır baskı altında acımasızca eziliyor. Bu fitnenin son bulması, akan kanın durması ise ancak Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıyla mümkündür. Filistin'i, Irak'ı, Afganistan'ı, Doğu Türkistan'ı, Kırım'ı, Kerkük'ü, Moro'yu kurtaracak açık, net ve tek çözüm Türk-İslam Birliği'dir.
Haberler
1) Yeni Şafak 10.07.09 - 2) Yeni Şafak 08.07.09 - 3) Yeni Şafak 10.07.09 - 4) Türkiye 01.07.09 - 5) Radikal 09.07.09 

Çin, Temmuz 2009'un ilk günlerinden itibaren tüm dünyanın gözü önünde, Doğu Türkistan'da yaşayan Müslümanlara karşı yeni bir katliama girişti. Doğu Türkistan'da yaşanan bu son katliam, Çin tarafından kendi iç güvenliğiyle ilgili bir sorunun yatıştırılması gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa, bu son derece yanlış ve yönlendirici bir bilgidir. Doğu Türkistan gençleri bir süredir, ucuz iş gücü sağlamak amacıyla çıkarılan kanunlara dayanılarak yaşadıkları yerlerden çıkarılmakta ve başka eyaletlere götürülerek oralarda çalıştırılmaktadır. 26 Haziran gecesi, Guandong Eyaleti'nin fiaoguan şehrindeki bir fabrikada çalıştırılan 600 Uygur Türkü saldırıya uğramış, kaldıkları yatakhane basılarak sabaha kadar dövülmüşlerdir. Bu baskın neticesinde yaklaşık 60 Uygur Türkü hayatını kaybetmiştir. Uygur Türklerinin bu olayı kınamak ve saldırganların bulunarak adalete teslim edilmelerini sağlamak için yaptıkları gösteri ise Çin yönetimi tarafından büyük bir katliama dönüştürülmüştür.
Artık daha fazla Müslüman kanı akmaması, İslam ülkelerindeki fakirliğin ve yokluğun son bulması, Türk-İslam coğrafyasındaki kargaşa, anarşi ve terörün tam anlamıyla ortadan kalkması, huzurlu, güvenli, müreffeh, aydınlık bir medeniyet inşa edilmesi için Türk-İslam Birliği'nin kurulması şarttır. Birlik olmayan İslam aleminin, zarar gören Müslümanları koruması ve kollaması mümkün olamaz. Ama 1 milyarı aşkın nüfusuyla İslam alemi birlik olduğunda, dünyanın herhangi bir köşesinde tek bir Müslümanın parmağının ucu dahi zarar görmez. İslam ahlakının özünde birlik vardır. Allah Kuran'da"... Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur."(Enfal Suresi, 73) ayetiyle yeryüzünde bozgunculuğun son bulması için iman edenlerin birbirleriyle dost olmaları, ittifak etmeleri, birlik ve beraberlik içinde olmaları gerektiğini bildirmiştir. Tüm Müslümanlar bu emre uymakla sorumludur. Türk-İslam dünyasının bu birliği istemesi lazımdır. Birlik istemeyen ayrılık istiyor demektir ve ayrılığın Türk-İslam dünyasına hiçbir faydası yoktur. Müslümanların gücü, kuvveti ve menfaati birliktedir. 
Çin zulmünü durdurmanın ve  kesin netice alınmasının tek yolu da Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıdır. Birlik olmuş bir Türk-İslam alemi, son derece caydırıcı ve etkili bir güce sahip olacaktır.
Manzara
İstila, tahakküm ve zorlamalar bölgeye sadece huzursuzluk, kargaşa, kin ve nefret getirmiştir. Bu tür yöntemlerle milletleri sömürme devri artık kapanmıştır. Dolayısıyla Çin, Doğu Türkistan halkının kendi kendini yönetmesine izin verse ve ekonomik bağımsızlık hakkı tanısa bundan Çin'in de son derece büyük çıkarı olacaktır. Kendi sınırları içinde rahatça üretim yapan, özgürce yaşayan, korku ve baskının etkisinden kurtulmuş bir Doğu Türkistan, Çin için yeni bir atılım merkezi olabilecektir.
Bu hakların Doğu Türkistan halkına verilmesi ise büyük bir güç ve otorite sahibi olan Türk-İslam Birliği sayesinde mümkün olabilir. Böyle bir gücün garantörlüğü olursa Çin de ülkesinde yaşayan milyonlarca Müslüman ile ilişkilerini kuvvetlendirecektir. Kalben Türk-İslam Birliği'ne bağlı bir Doğu Türkistan'ın Çin'e karşı düşmanca bir tutum sergilemeyeceği, başkaldırmayacağı, Çin'in süper bir güç haline gelmesi için dostane katkıda bulunacağı konusunda Çin yönetimi ikna edilmeli ve güvenleri sağlanmalıdır.
Dünyanın ihtiyacı olan şey barış, sevgi, yardımlaşma ve adalettir. Kurulacak olan Türk-İslam Birliği'nin yeryüzünde üstleneceği misyon işte budur. Bu birlik; düşmanlık yapmak, intikam almak veya bir tehdit unsuru olmak için değil, dünyada barışın tesisi için var olacaktır. Bu birlik, "herkes bize tabi olsun, geri kalanlar da köle gibi olsun" anlamında ezmeye ve tahakküme dayalı bir birlik değildir.
Türk-İslam Birliği, bir sevgi birliğidir. Muhabbet birliğidir, gönül birliğidir. Bu birliğin temeli, sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Ayrıca insana saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya ulaşmak birliğin hedefidir. Birliğin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar değil, tüm dünya aydınlığa kavuşacaktır.
Türk-İslam Birliği, ibadet, inanç, düşünce ve ifade özgürlüğünü tam anlamıyla sağlayacaktır. Her dinin mensubu dilediğince ibadetini yapabilecek, kendi dinince kutsal sayılan her yeri ziyaret edebilecek, her düşünceden ve inançtan insanın malı, canı, namus ve şerefi Türk-İslam Birliği'nin güvencesinde olacaktır.

BİRLİK OLMAK TÜRK-İSLAM DÜNYASINA MÜTHİŞ BİR GÜÇ KAZANDIRACAKTIR

Türk-İslam alemi birlik olduğunda, Müslümanların ezilmesi, hor görülmesi, baskı altına alınması, zulme uğratılması, katledilmesi gibi bir ihtimal olmayacak, kimse ,bunu aklından dahi geçiremeyecektir.
Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıyla, Amerika, Avrupa, Çin, Rusya, İsrail kısaca tüm dünya rahatlayacaktır. Terör sorunu son bulacak, hammadde kaynaklarına ulaşım garanti altına alınacak, ekonomik ve sosyal düzen korunacak, kültürel çatışma tamamen ortadan kalkacaktır. Amerika askerlerini topraklarından binlerce kilometre uzağa göndermek zorunda kalmayacak, İsrail duvarlar arkasında yaşamayacak, Avrupa Birliği ülkeleri ekonomik herhangi bir engelle karşılaşmayacak, Rusya güvenlik endişesi duymayacak, Çin hammadde sıkıntısı çekmeyecektir.
Türk-İslam Birliği, Müslüman alemini kalkındıracaktır. Oluşturulacak İslam Ortak Pazarı sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı genişleyecek, tüm Müslüman ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek, bu, Müslüman ülkelerdeki sanayileşme sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır. Ekonomisi güçlü bir Türk-İslam alemi, Batı dünyası ve diğer toplumlar için de önemli bir refah kaynağı olacaktır. Bu toplumlar karşılarında güven içinde, tedirginlik duymadan iş birliği yapabilecekleri, ticari faaliyet içinde olabilecekleri bir güç bulacaklardır. Ayrıca Batılı kurum ve kuruluşların sürekli olarak bu bölgelerin kalkınması için aktardıkları fonlara da gerek kalmayacak, bu fonlar dünya ekonomisinin güçlenmesi için kullanılacaktır.
Medeniyetler çatışması senaryolarının aksine bu birlik medeniyetleri birbirine yaklaştırabilecektir. Sonuçta birliğin getireceği ortamdan tüm dünya istifade edecektir.
Türk-İslam Birliği'nin kurulması için bugün hiçbir engel bulunmamaktadır. Sadece birlik olmayı istemek gereklidir. Samimiyetle bu birlik istenmeli, tüm Müslümanlar birbirlerine sevgiyle, anlayışla, tevazuyla, şefkatle ve merhametle yaklaşıp, birbirlerinin kardeşleri olduğu gerçeğini unutmadan hareket etmelidirler.
KelebekOsmanlı
Türk-İslam alemi birlik olduğunda, Müslümanların ezilmesi, hor görülmesi, baskı altına alınması, zulme uğratılması, katledilmesi gibi bir ihtimal olmayacak, kimse, bunu aklından dahi geçiremeyecektir.

DOĞU TÜRKİSTAN’DA, UYGURLAR VE ÇİNLİLER BİRARADA 
HUZUR İÇİNDE YAŞAYABİLİRLER

DOĞU TÜRKİSTAN’DA, UYGURLAR VE ÇİNLİLER BİRARADA 
HUZUR İÇİNDE YAŞAYABİLİRLER

Bugün Doğu Türkistan'da etnik bir çatışma körüklenmeye çalışılarak son derece tehlikeli bir oyun oynanmaktadır. Doğu Türkistan'da yaşayan Müslüman kardeşlerimiz, yaklaşık 60 yıldır çeşitli zorluklara göğüs germektedirler, ama hiçbir zaman şiddetten, kargaşadan yana olmamışlardır.
Türk İslam Birliği
Uygur Türkleri efendiliğiyle, dürüstlüğüyle, sabrıyla, yatıştırıcı olmasıyla, devlete itaatiyle, mütevaziliğiyle, sadakat ve vefasıyla ün kazanmış asil bir halktır. Bu güzel insanlar, İslam ahlakının gereği olan affedicilik, barışseverlik, sevecenlik, farklı düşüncelere ve inançlara saygı göstermek, insanları ırklarına göre değil ahlaklarına göre değerlendirmek gibi güzel hasletlere sahiptir. Dolayısıyla, bölgede yaşayan diğer halklarla özellikle de Han Çinlileriyle hiçbir zaman etnik kökene dayalı bir çatışmaları olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Uygur Türkleri, Doğu Türkistan topraklarında her dinden, her etnik kökenden ve her düşünceden insanın birarada, birbirlerinin yaşam haklarına saygı duyarak, huzur ve güven içinde yaşayabilecekleri bir ortam istemektedir. Bunun sağlanabilmesi için izlenmesi gereken önemli yollardan bazıları şunlardır:
Mekke
1. Uygur Türklerinin barıştan ve huzurdan yana olduğu açıktır. Ancak bölgede sükunetin sağlanabilmesi, Uygurlu kardeşlerimizin güvenliğinin garanti edilmesiyle mümkündür. Bu hususta uluslararası camiaya önemli sorumluluklar düşmektedir. Uygurlu kardeşlerimizin ve Çinli kardeşlerimizin kardeşçe birarada yaşama imkanının sağlanması ve bazı Han Çinlilerinin aşırılıklarının engellenmesi için uluslararası toplulukların ve kuruluşların gerekli desteği vermesi gerekir. BM başta olmak üzere bu kuruluşların Çin yönetimi üzerinde oluşturacakları demokratik baskı, Çin Hükümeti'nin Uygurlu kardeşlerimizin sorunlarına ve haklı taleplerine karşı daha barışçıl, insan haklarına saygılı, özenli bir yol izlemesini sağlayacaktır. Gerekli teşvik ve yönlendirmeler yapıldığında, uluslararası camianın garantör bir tavrı olduğunda bölgede sükunetin sağlanması daha kolay olacaktır.
2. Çin'in ulusal ve ekonomik menfaatlerini koruma duygusu içinde olması doğaldır. Ancak baskıyla, zorla ve tahakkümle bu sağlanmaz. Çin'i müreffeh kılacak, ekonomik ve sosyal kalkınmasını sağlamlaştıracak olan yol, insan haklarına saygılı, demokrat, sevecen, fikir ve inanç özgürlüğünü koruyan bir anlayış içinde olmasıdır. Çin'in enerji kaynaklarına ulaşamamak, ekonomik yönden kayba uğramak, topraklarını kaybetmek, dağılıp parçalanmak gibi korkularını tam anlamıyla bertaraf edebilecek tek çare ise Türk-İslam Birliği'nin kurulması olacaktır. Türk-İslam Birliği sınırların kalktığı, ticaret ve yatırım özgürlüğünün olduğu, enerji kaynaklarına tüm toplumların eşit olarak ulaşabildiği bir ortam sağlayacaktır. Böylece Çin yatırımlarını, Tanzanya'dan Endonezya'ya kadar çok geniş bir alana yayabilecek, mallarını dev bir coğrafyada satabilecek, Müslümanlar Çin'de çok büyük yatırımlar yapabileceklerdir.
Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıyla ekonomik yönden hızla kalkınacak olan Çin, vatandaşlarını ucuz işgücü olarak kullanmak zorunluluğundan da kurtaracak, Çin'in her yerine bolluk ve bereket gelecektir.
3. İslam barış dinidir. İslam'da her türlü şiddet haramdır. Allah Kuran'da Müslümanlara affedici olmayı emretmiştir. Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'e tabi olan bir Müslüman barışsever, sevgi dolu, şefkatli, merhametli, sabırlı, itidalli olmakla yükümlüdür. Kuran ahlakı Müslümanları öfkelerini tutup yenmekle, kötülüğe karşı iyilikle cevap vermekle, her zaman güzel sözlü ve tavırlı olmakla, en kötü koşullarda dahi bağışlamakla, kendi aleyhine olsa bile adaletli davranmakla yükümlü kılmıştır. İslam ahlakının öğrenilmesi ve yayılması Çin için büyük bir güzelliktir. Eğer Çin hükümeti, kendi ülkesinde Han Çinlilerinin terör eylemlerinde bulunmasından korku duyuyor, şiddetin ve anarşinin olmamasını istiyorsa, İslam ahlakının anlatılmasını ve öğretilmesini teşvik etmelidir.
Çiçekler
Kuran ahlakını gereği gibi yaşayan insanların olduğu bir Çin'de, askeri yığınaklar yapmaya ve güvenlik tedbirleri almaya gerek kalmaz. Kargaşa tamamen durur, tedirginliklerin hepsi son bulur. Silahlara milyonlarca dolar yatırım yapmadan, binlerce istihbarat personeli görevlendirmeden, vatandaşlarının zenginliğine harcanacak parayı askeri yatırımlara harcamadan birbirine güvenen, birbirine saygılı, birbirine anlayışla yaklaşan, devletine son derece bağlı ve saygılı bireylerin yaşadığı huzurlu bir toplum oluşur. Çin devletinin istediği düzen ve denge de doğal olarak sağlanır.
4. Uygurlu kardeşlerimizin insani koşullara sahip olma, dinlerini özgürce yaşama, ibadetlerini diledikleri gibi yerine getirebilme, kültürlerini koruma, varlık haklarını devam ettirme taleplerinin hepsi haklı ve insani taleplerdir. Bu talepleri gerçekleştirmenin en etkili yolu ise, Uygur halkının büyük bir kültürel atılım yapması, anti Darwinist, anti materyalist eğitimle kendilerini çok iyi yetiştirmeleri, ekonomik güçlerini artırmaları, manen ve madden çok güçlenmeleridir.
Uygur Türk halkı, geniş Çin coğrafyasında Müslümanların ve İslam dininin en önemli temsilcisi olduklarını unutmamalıdır. Efendilikleriyle, asillikleriyle, tevazularıyla, dengeli ve itidalli olmalarıyla Çin halkına örnek olmalıdırlar. Kültürel yönden kendini çok iyi yetiştirmiş, maddi olarak güçlenmiş bir Uygur halkının hem kendi haklarını koruma imkanlarının hem de İslam ahlakını anlatma ve yayma imkanlarının çok geniş olacağı açıktır. Allah'tan çok korkan, Allah'ı çok seven, milli kültürlerini çok iyi muhafaza eden, anti Darwinist, anti materyalist, birbirlerini çok seven, Kuran ahlakını mükemmel uyguluyan, barıştan, sevgiden, hoşgörüden, merhametten yana olan bir Uygur toplumunun geleceği Allah'ın izniyle çok aydınlık ve güzel olacaktır.
İçinde bulunduğumuz dönem Hz. İsa (as)'nın yeniden dünyaya geleceği, Hz. Mehdi (as)'nin zuhur ettiği, çok mübarek bir dönemdir. Artık savaşların, çatışmaların son bulacağı, silahlanmanın sona ereceği, insanların birbirlerini seveceği, kardeşçe kucaklayacağı, birbirlerine güveneceği, güzel ahlakın hakim olacağı dönem gelmiştir. Bu Allah'ın kaderidir. Bu güzel kader Çin'de de tecelli edecek, Çinlilerin ve Uygurların birarada dostça yaşayacağı, hep beraber zenginliğe kavuşacağı, neşeyle, sevinçle, güzellikle aydınlık bir medeniyet inşa edeceği bir dönem olacaktır.

TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ NEDEN ACİLDİR?

TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ NEDEN ACİLDİR?

Türk-İslam dünyasının geleceğinin dünya barışını ve güvenliğini doğrudan ilgilendirdiği, günümüzde pek çok düşünür tarafından ifade edilmektedir. Türk-İslam dünyası yaklaşık 1.5 milyarlık nüfusu, sahip olduğu yer altı zenginlikleri ve coğrafyasının stratejik önemi ile büyük bir güçtür.
Türk İslam Birliği
Türk-İslam dünyasının geleceğinin dünya barışını ve güvenliğini doğrudan ilgilendirdiği, günümüzde pek çok düşünür tarafından ifade edilmektedir. Türk-İslam dünyası yaklaşık 1.5 milyarlık nüfusu, sahip olduğu yer altı zenginlikleri ve coğrafyasının stratejik önemi ile büyük bir güçtür.
II. Dünya Savaşı’na kadar çoğunluğu sömürge idaresi altında bulunan Müslüman ülkeler, II. Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlıklarını kazanmışlar ve bu durum, dünya siyasetinde önemli değişimlere sebep olmuştur. Türk-İslam dünyasındaki asıl değişim ise Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte yaşanmıştır.
Bu tarihten sonra Türk-İslam dünyası, Arnavutluk ve Bosna’dan Çeçenistan ve Tacikistan’a uzanan bir Avrasya coğrafyası haline gelmiştir. Bu süreç içinde, Müslümanların yerleşim yapılarında yaşanan değişim de Türk-İslam coğrafyasını etkilemiştir.
20. yüzyılın başına kadar, Müslümanlar -kısa dönemli işgaller hariç genellikle Türk-İslam topraklarında yani idaresi altında yaşamışlardır. 20. yüzyılın ilk dönemlerinden itibaren ise, Avrupa ülkelerine ve Amerika’ya göç etmişler ve bu topraklarda önemli bir nüfus haline gelmişlerdir.
Bugün Amerika’da ve pek çok Avrupa ülkesinde İslam en hızlı yükselen din konumuna gelmiş, Müslümanların sayısında yaşanan artış sosyal ve siyasi hayatta etkili bir rol üstlenmelerini sağlamıştır. Böylece Türk-İslam coğrafyası, sadece nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ya da Müslümanların idaresi altında olan ülkelerle sınırlı olmayan bir coğrafya haline gelmiştir. Bu gelişme, Türk-İslam dünyasına önemli avantajlar sağlarken, bir an önce çözüme ulaştırılması gereken sorunları da beraberinde getirmektedir.

Türk-İslam Dünyasını Temsil Eden Bir Merkez Bulunmamaktadır

Bugün Türk-İslam dünyasının durumu değerlendirildiğinde ilk dikkati çekecek özelliklerden birisi, Müslümanların kendi aralarındaki iletişim kopukluğudur.
Yakın geçmişte, İran-Irak Savaşı, Irak’ın Kuveyt’i işgali, Pakistan-Bangladeş Savaşı gibi Müslüman ülkeler arasında geçen savaşlar yaşanmıştır. Müslüman ülkelerde çoğunlukla etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle yaşanan iç savaş ve çatışmalar da örneğin Afganistan’da, Yemen’de, Lübnan’da, Irak’ta veya Cezayir’de olduğu gibi- Müslümanlar arasındaki birlikteliğin olması gereken noktanın çok uzağında olduğunu göstermektedir. Türk-İslam dünyasının kendi içinde birlikteliğini sağlayamamış olması, bir çok Müslüman ülkenin geri kalmasına sebep olmuştur. Türk-İslam dünyası geniş maddi kaynaklarına ve insan potansiyeline rağmen bilimde, teknolojide, sanatta ve eğitimde istenen seviyeye gelememiştir.
ÇocuklarBu sebeple, Türk-İslam dünyasında ülkeler arasındaki kopukluğu giderecek, anlaşmazlıkları çözecek, sosyal, siyasi ve ekonomik işbirliğini sağlayacak bir merkeze şiddetle ihtiyaç vardır.
Türk-İslam dünyasının dört bir yanında birbirinden son derece farklı dini yorumlar, görüşler ve modeller hakimdir. Neyin gerçekten İslam’a uygun neyin de aykırı olduğunu belirleyecek, bu konuda dünya Müslümanlarının geneline yön verecek, onları uzlaştırabilecek bir merkez de yoktur. Örneğin Katoliklerin Vatikan’ı, Ortodoks Hıristiyanların Patrikhaneleri bulunurken, Türk-İslam dünyasında dini ve sosyal konularda birlik oluşturacak bir merkez bulunmamaktadır.
Oysa İslam ahlakının özünde birlik vardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in vefatının ardından, İslam dünyası hep Hilafet makamı tarafından yönlendirilmiş, bu makam Müslümanların sosyal ve dini konulardaki yol göstericisi olmuştur.
Günümüzde de Türk-İslam dünyasına rehberlik edecek, güncel sorunların çözümünde etkili olacak çağdaş bir merkeze şiddetle ihtiyaç vardır. Demokratik esaslara ve hukukun üstünlüğü prensibine dayanan karar alma mekanizmalarının oluşturulması ancak Türk-İslam Birliği’nin sağlanmasıyla mümkün görülmektedir.
Böyle bir birlik, anlaşmazlıkların, çatışmaların ortadan kaldırılmasında, üye ülkeler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinde ve Müslümanların birlikte hareket etmelerinde önemli bir görev üstlenecektir.
Bugün 56 Müslüman ülkenin üye olduğu İslam Konferansı Örgütü, Müslümanları çatısı altında toplayan üye sayısı ve üyelerinin coğrafi dağılımı açısından- en büyük Müslüman örgüttür. Bu örgüt dışında da, ortak coğrafyalarda yaşayan Müslüman ülkeler arasında çeşitli ticari ve askeri iş birlikleri bulunmakta, bölgesel ittifaklar kurulmaktadır. Bunların her biri birlik ve dayanışma ruhunu geliştirme açısından önemli adımlardır. Ancak Türk-İslam dünyasının, daimi kurumları bulunan, bağlayıcı kararlar alma yetkisine sahip, ortak politika geliştirebilecek ve bunları kararlılıkla uygulayacak, tüm Müslümanların ortak sesi olacak, yalnızca belirli bölgelerin değil tüm Türk-İslam dünyasının sorunları ile ilgilenip bu sorunlara çözüm üretecek daha kapsamlı bir birliğe ihtiyacı vardır. 

Yeryüzünde Suni Bir “Medeniyetler Çatışması”Oluşturma Çabası Vardır

Kuğu
"Bugün farklı dinlerden insanların birbirlerini öldürmesi ve yurtlarından sürmesi tamamen bir radikalizm yanılgısından başka bir şey değildir. Özünde her üç dini de Allah yeryüzüne indirmiştir ve bu dinler insanlara barışı, sevgiyi ve kardeşliği emretmektedir."
Türk-İslam dünyası askeri, siyasi ve ekonomik olarak tek blok olmak zorundadır. Kendi içinde beraberliği sağlamış bir Türk-İslam dünyası, dünya barışının da güvencesi olacak, bazı radikal unsurlar ve “medeniyetler çatışması”ndan yana olanlar, teorilerine gerekçe olarak öne sürebilecekleri ortamı bulamayacaklardır. Özellikle belirtmek gerekir ki, çözümlerin ivedilikle hayata geçirilmesi son derece önemlidir. Çünkü Türk-İslam dünyası ile Batı dünyası arasında her geçen gün suni bir “medeniyetler çatışması” oluşturulmaya çalışılmaktadır. Türk-İslam Birliği’nin kurulması ile birlikte bu tehlike tamamen ortadan kalkacaktır.
Tarihte yaşanan tecrübeler açıkça göstermektedir ki, farklı medeniyetlerin bir arada yaşaması, bir gerilim ve çatışma nedeni değildir. Buna rağmen, günümüzde hoşgörü ve uzlaşma yerine, hem Batı'da hem de İslam dünyasında, düşmanlık ve çatışmayı seçmek isteyenler vardır.
Bugün farklı dinlerden insanların birbirlerini öldürmesi ve yurtlarından sürmesi tamamen bir radikalizm yanılgısından başka birşey değildir. Özünde her üç dini de Allah yeryüzüne indirmiştir ve bu dinler insanlara barışı, sevgiyi ve kardeşliği emretmektedir. Bu sebeple, din adına ortaya çıkarak, yeryüzünde kargaşaya ve çatışmalara sebep olmak din ahlakının özünden tamamen uzaktır. Kutsal kitaplarda olmayan, sonradan dine ilave edilen bir takım yanlış inançlarla insanlara zarar vermenin dindarlıkla hiçbir ilgisi yoktur.
Allah insanlara kötülüğü ve bozgunculuğu emretmemiştir. Hiçbir toplumu diğerinden üstün tutmamış, üstünlüğün takvada (Allah’a karşı olan samimiyet ve içten bağlılıkta) olduğunu belirtmiştir. Allah Kuran’da insanlara şöyle buyurmaktadır:
“Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat Suresi, 13)
Yeryüzünde bir kargaşa çıktığında, samimi dindarların vazifesi bu yangını söndürmek ve insanların mallarını, canlarını korumaktır. Yaşadığımız çağda, her üç dinin mensupları tarafından beklenen Hz. İsa Mesih (a.s) de yeniden geldiğinde yeryüzüne barışı, sevgiyi ve kardeşliği getirecektir.
Öyleyse, Allah’ın kutsal kitaplarda ve elçileriyle apaçık bir şekilde belirttiği barış ve sevgi hükümlerini yerine getirmek samimi dindarların sorumluluğudur. Bu barış ve huzur ortamının bir an önce yeryüzünde yaşanması için, özünde İslam ahlakını barındıran Türk-İslam Birliği’nin kurulması son derece acildir.
MüslümanlarMüslüman Çocuklar
 
Yeryüzünde bir kargaşa çıktığında, samimi dindarların vazifesi bu yangını söndürmek ve insanların mallarını, canlarını korumaktır. Yaşadığımız çağda, her üç dinin mensupları tarafından beklenen Hz. İsa Mesih (a.s) de yeniden geldiğinde yeryüzüne barışı, sevgiyi ve kardeşliği getirecektir.

TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ MÜSLÜMANLARA NELER KAZANDIRACAK?

TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ MÜSLÜMANLARA NELER KAZANDIRACAK?

Türk İslam Birliği
Birlik olmak, Allah'ın Müslümanlara emridir. Müslümanlar Rabbimiz'in bu emrini yerine getirdiklerinde, Türk-İslam aleminin yaklaşık bir asırdır yaşadığı tüm sıkıntılar sona erecek, eşi benzeri olmayan çok güçlü bir medeniyet inşa edilecektir.
Günümüzde dünya siyaseti, ülkelerin uluslararası bir birlik içinde yer almasını, ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarlar açısından zaruri hale getirmiştir.
Genelde coğrafi konumların temel alındığı bu devletler arası işbirliklerinde, yer altı kaynakları, ticaret alanları ve hatta kültürel değerler de önemli bir rol oynamaktadır. Aynı coğrafya içinde yer alan pek çok ülke, bu tarz uluslararası örgütlerin çatısı altında kaynaklarını birleştirmekte, ortak savunma paktları oluşturmakta, farklı alanlarda işbirliğine gitmektedir. Bu uluslararası kuruluşlarda barışın korunması, uyuşmazlıkların diplomasi yoluyla çözümlenmesi, ekonomik ve sosyal kalkınmanın sağlanması, insan hakları ve demokrasi gibi evrensel değerlerin korunması hedeflenmektedir. Benzer bir birlikteliğin Türk-İslam dünyası için de önemli faydaları olacağı açıktır. Türk-İslam dünyasında barış ve huzurun yerleştirilmesi ve refahın sağlanması için atılacak en önemli adım, Türk-İslam Birliği altında birleşmekle olacaktır.

Türk-İslam Birliği Barış ve Huzurun Teminatı Olacaktır

Osmanlı
Türk-İslam dünyasının herhangi bir bölgesinde yaşanan sorun  bütün bu coğrafyayı doğrudan etkilemektedir. Ortadoğu’da oluşan bir gerilimin, Kuzey Afrika’da etkisi hissedilir. Hazar’da yaşananlar Ortadoğu bölgesinin geleceğini etkiler. Basra Körfezi’nde meydana gelenler Güneydoğu Asya’yı doğrudan ilgilendirir.
Bu da, Türk-İslam dünyası coğrafyasının herhangi bir bölgesinde çatışma, sorun, gerilim varsa bunun rahatsızlığının tüm ülkelerde hissedileceği anlamına gelir. Ayrıca dünyada da siyasi ve ekonomik olarak bu gerginliklerin sonuçları hissedilir. Elbette aynı şey barış ve huzur ortamı için de geçerlidir. Uzun süreli gerginliklerin örneğin Arap-İsrail sorununun barışla neticelenmesinin, Türk-İslam dünyasına ve tüm dünyaya olumlu bir etkisinin olacağı açıktır.
20. yüzyıl boyunca Türk-İslam dünyasının büyük bölümü de uzun süren bir savaş, çatışma ve istikrarsızlık içinde kaldı. Bu dönem kaynakların boşa harcanmasına, ekonomik ilerlemenin neredeyse durmasına, yaşam standartının çok düşük düzeylere inmesine, hepsinden önemlisi milyonlarca Müslümanın hayatına mal oldu.
Günümüzde dahi bazı Müslüman ülkeler arasında anlaşmazlıklar devam etmekte, zaman zaman gerilim artmaktadır. Müslümanlarla Müslüman olmayan ülkeler arasındaki savaş ve çatışmalar da bir başka huzursuzluk ve istikrarsızlık nedenidir.
Sevgi ve kardeşlik temeli üzerine kurulacak olan Türk-İslam Birliği’nin tesis edilmesiyle birlikte Türk-İslam dünyası kendi arasındaki gerilimlere ve huzursuzluklara son verecektir. Müslümanlar birbirlerini kardeş olarak bilecek ve karşılaştıkları olumsuzlukları birlik ve beraberlik içerisinde ele alacaklardır.
Kendi aralarında oluşturacakları samimi ilişkiler ve yakın bağlantılar vesilesiyle olayların herhangi bir çözümsüzlüğe kaymasına izin vermeyeceklerdir. Ortak katılımla oluşacak merkezi karar organları tüm tarafların hakkını gözeterek sorunların hızlı ve kalıcı bir şekilde çözümlenmesini sağlayacaktır.
Böylelikle, on yıllardır sürüp giden anlaşmazlıklar ve çatışmalar bir anda son bulacak ve bölgeye barış ve huzur ortamı gelecektir. Elbette ki; Türk-İslam dünyasında sağlanacak bir barış ve sevgi ortamı bu bölgeyi ve dünyayı çok olumlu yönde etkileyecektir. Bu olumlu etkiler de, Allah’ın izniyle Türk-İslam dünyasına sayısız alanda sosyal ve ekonomik gelişmeleri de beraberinde getirecektir.

Farklı Kültürler Türk-İslam Dünyası İçin Kültürel Zenginliğe Dönüşecektir

Manzara
Türk-İslam dünyası içindeki farklı kültürler ve etnik kökenler, barış ortamında birer zenginliğe dönüşecektir. Hoşgörü ve diyaloğun olduğu bir ortamda, insanlar daha açık fikirli ve daha üretici olacak, farklı kültürlerin harmanlanmasıyla çok zengin bir medeniyet inşa edilecektir. Bu büyük medeniyet, bilimde ve sanatta önemli gelişmeler yaşanmasına vesile olacak, bulunduğu coğrafyanın eskiden olduğu gibi yine tüm dünyaya ışık saçan bir nur haline gelmesini sağlayacaktır.
Barış ortamı sayesinde, Türk-İslam dünyasının birbirlerinin bilgi birikimi ve tecrübelerinden faydalanmaları mümkün olacaktır. Barış, Müslümanların her alanda güçlerini birleştirmelerine, birbirlerinin eksik yönlerini telafi etmelerine, dolayısıyla çok daha etkin olmalarına vesile olacaktır.
Barış, her ülkenin silahlanmaya ayırdığı bütçenin azaltılmasını, bu paranın toplumların refahı için harcanmasını sağlayacaktır. Tüm üye ülkeler ortak savunma paktının üyesi olacaklarından, daha az bütçe ile daha güçlü bir savunma ve korunma sağlanacaktır. Bu sayede silah sanayi ve teknolojisi için yapılan yatırımlar, sağlık, eğitim, bilimsel ve kültürel gelişme gibi alanlara kaydırılabilecektir.
Türk-İslam dünyasının bazı bölgelerindeki mevcut istikrarsızlık ve çatışmalar diğer ülkelere göçe neden olmaktadır. Pek çok doktor, mühendis, akademisyen, bilim adamı, düşünür ve yazar, ülkelerinde kendilerini güvende hissetmedikleri için Batı'ya göç etmekte ve çalışmalarına orada devam etmektedir.
Barış ortamı, Türk-İslam dünyasındaki iç gerginliklerin de ortadan kalkması ile birlikte iyi eğitim almış bireylerin göçünün engellenmesini ve bu kişilerin kendi ülkelerindeki ihtiyacı karşılamalarını sağlayacaktır.
Türk-İslam dünyasında inşa edilecek barış, diğer dünya ülkeleri için de örnek bir model olacaktır. Böylece, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan sorunlar Müslüman dünya örnek alınarak barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturulacaktır. Müslümanlar, gerçek Kuran ahlakı yaşandığında insanların huzura ve güvenliğe kavuşacaklarının canlı birer örneği olacak, insanlar İslam’ın barış ve esenlik dini olduğuna şahitlik edeceklerdir.

Türk-İslam Birliği Beraberinde Ekonomik Kalkınmayı da Getirecektir

Birlik, beraberlik, kardeşlik ortamı ile birlikte ekonomik kalkınma da hız kazanacaktır. Günümüzde bazı sınır problemleri başta olmak üzere Türk-İslam dünyasında sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunlar ekonomik istikrarsızlığı beraberinde getirmektedir. Örneğin, yer altı kaynaklarının çıkartılması, taşınması ve dünyaya ihracında güzergahın güvenli olması gerekmektedir. Oysa günümüzde bölgede yaşanan kargaşa ortamı ve siyasi istikrarsızlıklar Türk-İslam dünyasının zengin kaynaklardan yeteri kadar faydalanmasını engellemektedir.
Manzara
Su kaynakları için de benzer bir durum geçerlidir. Ortadoğu’da su, anlaşmazlık konularının başında gelmektedir. Oysa Türk-İslam dünyasının birbirlerine desteği ve anlaşmazlıkların uzlaşma yoluyla çözümlenmesi ile bu sorunlar tamamen gündemden kaldırılabilir.
Ekonomik işbirliği, hem istikrarın sağlanması hem de kalkınma açısından önemlidir. Özellikle, Müslüman ülkelerde yaşanan yoksulluğun, eğitimsizliğin, gelir dağılım dengesizliklerinin ve diğer ekonomik ve sosyal sıkıntıların ortadan kaldırılmasında ekonomik birlik, ekonomik güç oluşturulacaktır.
Türk-İslam dünyası içerisinde birbirinden farklı ekonomiler ve doğal şartlar vardır. Bazı ülkelerin ekonomisi yer altı zenginliklerine (petrol zengini ülkelerde olduğu gibi) dayalı iken, bazılarının ekonomisi (coğrafi yapılarının elverişli olması nedeniyle) tarıma dayalıdır. Bu farklılık kısmi de olsa toplum yapıları için de geçerlidir. Kimi ülkelerde çoğunluk kırsal kesimde yaşarken, kimi ülkelerde şehir kültürü daha fazla hakimdir. Ancak bir ülkenin diğerini eksiklerini kapatacak şekilde desteklemesi, birinin diğerinin ihtiyacını karşılaması ve herkesin uzmanlaştığı konularda diğerlerine yardımcı olması ile bu farklılıklar önemli bir zenginlik kaynağına dönüştürülebilir. Bu da Türk-İslam Birliği ile sağlanabilir.
Yapılacak ortak yatırımlar ve ortak girişimler de bu noktada önemli bir adım olacaktır. Ortak girişimler sayesinde, hem ülkeler karşılıklı olarak birbirlerinin tecrübelerinden istifade edecekler, hem de oluşturulan yatırım sahaları tarafların ekonomileri için de gelir kaynağı olacaktır. Türk-İslam dünyasının birbirlerine ekonomik destek vermeleri, daha önce de belirttiğimiz gibi, İslam ahlakının bir gereğidir. İhtiyaç içinde olana yardım etmek ve sosyal dayanışma Müslümanların önemli özelliklerindendir. Toplum içindeki sosyal yardımlaşmanın toplumlar arası düzeyde de yürütülmesi gerekir. Böylece hem iş imkanları artacak hem de her iki toplumda da gelir seviyesi yükselmeye başlayacaktır.
Türk-İslam dünyasının imkanlarını ve gücünü birleştirmesini sağlayacak ortak girişimlerle, yüksek teknoloji ürünü olan pek çok malzeme Müslüman ülkelerde de üretilebilecektir. Oluşturulacak bir ortak pazar sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı genişleyecek, tüm üye ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek, bu durum, ülkelerdeki sanayileşme sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır. Böylece, Türk-İslam dünyası ortak bir güç olarak hareket edebilecek ve küresel ekonominin önemli bir parçası haline gelecektir. Elbette ki Türk-İslam dünyasında sağlanacak ekonomik kalkınma ve refah ortamı bu bölgeyi ve dünyayı çok olumlu yönde etkileyecektir. (www.islamdaekonomi.com)

BİRLİK VE BERABERLİK TÜRK-İSLAM DÜNYASINI 
GÜÇLENDİRECEKTİR

BİRLİK VE BERABERLİK TÜRK-İSLAM DÜNYASINI 
GÜÇLENDİRECEKTİR

TürkislambirliğiMüslümanların birlik ve beraberlik ruhu içinde hareket etmeleri, Allah’ın Kuran’da bildirdiği ahlakın bir gereğidir. Müslümanlar bu gerçeği düşünerek birlik olmaya samimi niyet etmelidirler.
Türk-İslam coğrafyasında bugün çeşitli gerginlikler ve anlaşmazlıklar yaşanmakta, çatışmalar sürmekte, huzursuzluk ve tedirginlik artmaktadır. Türk-İslam dünyasında olması gereken birlik ve beraberlik ruhunun gereği gibi yaşanmıyor olması, hem birtakım sorunlara zemin hazırlamakta hem de mevcut sorunlara kalıcı çözümler oluşturulmasını zorlaştırmaktadır. Bu durumun son bulması, Müslümanların ve diğer tüm toplumların huzura, güvene ve barışa kavuşabilmeleri için, Türk-İslam dünyasında sağlam bir birliğin tesis edilmesi şarttır. Müslümanlar, Allah’ın Kuran-ı Kerim’de buyurduğu gibi, kardeş olduklarının şuuruyla hareket etmeli, bir ailenin fertleri gibi sevgi, saygı ve samimiyetle birlik olmalıdırlar.
Yüce Rabbimiz’in Kuran-ı Kerim’de buyurduğu, “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73)ayetinin emri, Müslümanların birbirlerinin velisi, yani koruyucusu ve dostu olmaları, birbirlerine yardım etmeleri ve birlik içinde hareket etmeleridir. Yüce Allah, bunun yapılmaması durumunda dünyada büyük karışıklıklar ve huzursuzluklar yaşanacağını bildirmektedir. İşte bu nedenle Müslümanlar Kuran’da bildirilen kardeşlik ve dostluk ruhuna uygun hareket etmeli, yaşanan büyük acıların önüne geçilebilmesi ve bunların tam anlamıyla son bulması için dayanışma içinde olmalı, birlik haline gelmelidirler. İçinde bulunulan koşullar, Müslümanların birlik olmasının zaruri olduğunu açıkça göstermektedir. Türk-İslam dünyası, ya birleşecek, barış ve refah ortamı oluşacak, huzur ve güvenlik tesis edilecek, aydınlık günler yaşanacak, ya da yaşanan olumsuzluklar ve acılar devam edecektir.
"Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın..."
(Al-i İmran Suresi 103)

Yaşanan Sorunların Çözümü, Birlik ve Beraberlik İçinde Hareket Etmektir

Şelale
İslam Medeniyetinin tüm dünyayı aydınlattığı, bilimde, sanatta, mimaride, ticarette dünyaya örnek olduğu dönemler, Müslümanların birlik ve beraberlik içinde hareket ettikleri dönemler olmuştur. 10. ve 11. yüzyıllarda ve bunu takip eden zamanlarda, İbn-i Heytem, El Cebr, İbn-i Sina ve daha pek çok öncü İslam aliminin çalışmalarıyla Müslümanların bilim dünyasına katkıları; Osmanlı döneminde Mimar Sinan başta olmak üzere büyük sanatkarlarla mimari ve sanat dünyasına kazandırdıkları, bütün dünyanın takdirini kazanmıştır. Tüm bu asırlar boyunca, Kuran ahlakıyla ahlaklanan Müslümanların, gittikleri her yere hoşgörü, akıl, bilim, sanat, estetik, temizlik ve refah götürmelerinin ve İslam dünyasının, dünyanın en modern ve en çağdaş uygarlığı olmasının temelinde, birlik ruhunun sağladığı huzur, güven ve barış ortamı vardır. Günümüzde de Türk-İslam dünyası gücünü, nurunu, bereketini tekrar elde etme ihtiyacındadır.
Ancak bu yönde yapılacak her türlü çalışma için öncelikle, tüm Müslümanlar arasında kardeşlik ruhunun yaşanması, Türk-İslam dünyasının birliğinin tesis edilmesi gereklidir. Farklılıkları hoşgörü ile karşılayan, gücünü ve enerjisini yalnızca İslam’ın, Müslümanların ve insanlığın hayrına kullanan, çoğulculuktan yana olan, uzlaşmacı ve barışsever bir kültür Müslümanlar arasında egemen olursa, İslam dünyası, 21. yüzyılın en büyük medeniyetlerinden birini inşa edebilir. Aksi halde, dağılmış, ayrılmış, birbirlerinden kopuk olan Müslümanların kendi değerlerini savunmaya dahi güç yetirmeleri çok zor olacaktır. Oysa, insan hakları, inanç, yaşam ve fikir özgürlükleri konusunda olumsuz bir yaklaşımla karşı karşıya kalmaları durumunda, Müslümanların değerlerini beraberce fikren savunmaları Kuran ahlakının bir gereğidir. Birlik ve beraberlik içinde yürütülecek fikri mücadelenin çok etkili olacağı, istenen neticeye kısa sürede ulaşılabileceği açıktır.

Müslümanlar Farklılıkları Değil, Ortak Değerleri Esas Almalıdır

İslam Birliği’nin geçmişte yaşanmış olması, bugün de yeniden inşa edilebileceğinin en önemli delillerinden biridir. Müslümanların bu konuda ümitvar olmaları, imkanları doğrultusunda bu birlikteliğin oluşmasını teşvik etmeleri, İslam dünyasının kardeşliği ve beraberliği için çaba göstermeleri son derece önemlidir. Müslümanlar, mümin kardeşlerinin şevk ve heyecanlarının artmasına, dostluk ve birliğe özlem duymalarına vesile olmalıdırlar. Özellikle, kanaat önderlerinin, aydınların, toplumun örnek aldığı kişilerin bu yönde tavırlarıyla, konuşmalarıyla, yazılarıyla örnek olmaları gereklidir.
Birlik ve beraberliğe duyulan özlemin, somut adımlarla desteklenmesi de önemlidir. Tüm iman edenler birbirlerine ahiret kardeşi gözüyle bakıp, birbirlerinin hatalarını veya kusurlarını değil, güzel yönlerini görmelidirler. Farklılıkları bir ayrılık veya bir uzak durma sebebi olarak değil, bir renklilik, kültürel çeşitlilik, güzellik olarak değerlendirmelidirler. Sevgi, merhamet, anlayış ve şefkatle karşılarındakilere yaklaşmalı, kardeşlerine muhabbet duymalı, onları her zaman öven ve saygılı bir üslup kullanmalıdırlar. Müslümanlar, Rabbimiz’in, iman edenlerin birbirlerinin kardeşleri olduklarını buyurduğu ayet-i kerimesini hep hatırlarında tutmalıdırlar:
Tüm Müslümanlar aynı Yüce ve Bir olan Allah’a iman etmekte, yalnızca O’nun rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için çalışmakta, alemlere rahmet olarak gönderilmiş sevgili Peygemberimiz Hz. Muhammed (sav)’e gönülden itaat etmekte, aynı Kitap’a tabi olmaktadırlar. Hepsinin gayesi, Kuran ahlakının yeryüzünde yaşanmasıdır.
Bütün gayeleri aynı olan Müslümanların birbirlerini sevmeleri ve birlik içinde hareket etmelerinden daha kolay ne olabilir? Yeter ki, İslam ahlakının gereği olan sevgi, merhamet, fedakarlık, anlayış, affedicilik gibi güzel özelliklerini, çevremizdeki insanlara olduğu gibi, farklı camialarda olan Müslüman kardeşlerimize de gereğince gösterelim. İslam ahlakını tam olarak bilmeyen ve bilgi eksikliğinden dolayı yaşamayan kişilere göstermemiz gereken hoşgörüyü, farklı düşüncelere sahip mümin kardeşlerimizden esirgemeyelim. Bütün insanları olduğu gibi, onları da merhamet ve anlayışla kucaklayalım. (http://www.cozumturkislambirligi.com)

Müslümanların Birliği Sevgi ve Samimiyet Üzerine Tesis Edilmelidir

Ev
Allah korkusu ve sevgisinden kaynaklanan, gerçek sevgi ve samimiyet, iman edenlere verilmiş olan en güzel nimetlerdendir. Bu nimet, iman edenler arasındaki ilişki ve diyaloglara mutlaka yansımalıdır. Müslümanların inşa edeceği birliğin de, içtenlik ve gerçek sevgi üzerine kurulu olması gerekir.
Unutmamak gerekir ki, ahir zamanda insanların yaşadığı en büyük belalardan biri sevgisizlik ve sevgisizlikten kaynaklanan katılık, anlayışsızlık, soğukluk, merhametsizliktir. İman edenler ise birbirlerini, Allah’ı ve elçisini sevdiklerini bildikleri için peşinen sever; Yüce Allah’tan korkup elçisine itaat ettiklerini bildikleri için birbirlerine saygı ve hürmet duyarlar. Sadece iman ediyor olmaları dahi birbirlerini sevmeleri için yeterli bir sebeptir. Dolayısıyla Müslümanların istişare ve görüşme ortamlarına, bir aile ortamının sıcaklığı, candanlığı, dürüstlüğü ve samimiyeti egemen olmalıdır. Kuran-ı Kerim’de, Peygamber Efendimiz (sav) ile birlikte hicret eden ve onları karşılayan müminlerin birbirlerine duydukları samimi sevgi ve fedakarlıkları, tüm müminlere şöyle örnek verilmiştir:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ‘cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)
Günümüzde de Müslümanlar, tıpkı sahabe-i kiram gibi birbirlerini gönülden sevmelidir. Türk-İslam Birliği’nin özünde, şefkat ve merhametiyle tüm insanlara örnek olan Peygamberimiz (sav)’in ahlakı ve sahabe-i kiramın ruhu olmalıdır. İslam ahlakını, Mekke ve Medine’den tüm dünyaya ulaştıran bu ruhtur.
Sahabenin birbirine olan samimi sevgisi, bağlılığı, dayanışma ve birlik ruhu onlara güç ve kuvvet vermiş, yaptıkları işlerdeki bereketi artırmış, tüm işlerinde onları başarılı kılmıştır. Bugün de Müslümanlar aynı dayanışma, fedakarlık, vefa ve sadakatle hareket ettiklerinde, “birbiriyle kurşunla kaynatılmış gibi” saf bağladıklarında, Rabbimiz’in vereceği güç ve kuvvetle, inşaAllah tüm sorunların üstesinden gelinecektir. Kuran’da emredildiği gibi içtenlik ve sevgiyle yaklaşıldığında, İslam dünyasının tüm sorunları kolaylıkla çözüme kavuşacaktır.
Müslümanların birlik olmasını engelleyen sebeplerden birinin, şeytanın oyunu olan kibir ve enaniyet olduğu unutulmamalı, bu kötü ahlak özelliklerinden sakınılmalıdır. Yüce Allah, enaniyetli insanı sevmediğini, “... Allah büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Hadid Suresi, 23) ayetiyle bildirmiştir. Enaniyet ve kibir, iman edenler arasında gerilime neden olabilecek, dolayısıyla onları birbirinden uzaklaştıracak, sevgilerini azaltacak, merhamet ve şefkat duymalarını engelleyecek kötülüklerdir. İslam dünyası pek çok sıkıntı ve zorlukla karşı karşıyayken, kişisel hesaplar ve nefsin küçük oyunlarıyla zaman kaybetmek, samimi olarak iman eden Müslümanlara yakışmayacak bir tavırdır. Her Müslümanın bu hataya düşmekten Allah’a sığınması, kibirin engellemeye çalıştığı hayırlı olan ne varsa onu yaparak, enaniyetin iman edenlerin birlik ve beraberliğinin önünde engel olmasına izin vermemesi gerekir.

Tüm Dünya, Türkiye’nin Müslümanları Birleştirmesini Bekliyor

Yeryüzündeki son Türk-İslam Birliği, büyük, şanlı Osmanlı İmparatorluğu’ydu. Kuran ahlakıyla şekillenmiş olan Osmanlı yönetimi döneminde yaşanan Türk-İslam Birliği, birlik ve beraberlik ruhu yaşandığında Müslümanların barış içinde, gayet rahat ve huzurlu yaşadıklarını gösteren güzel bir örnektir. Bugün Batı’da da pek çok aydın ve devlet adamı tarafından, özellikle eski Osmanlı coğrafyası üzerinde bir asırdır devam eden boşluk teşhis edilmekte ve çözümün de ancak Osmanlı modelinin, yani hoşgörü ve adalete dayalı bir Türk-İslam Birliği’nin, yeniden hayata döndürülmesiyle mümkün olacağı fikri yankı bulmaktadır.
Ülkemiz, mirasçısı olduğu büyük Osmanlı İmparatorluğu ile Müslüman dünyasının yüzyıllarca manevi önderliğini yapmıştır. Bu nedenle, halen bu coğrafyada tüm Müslümanların sevgisine ve ilgisine mazhar olmaktadır. Ayrıca tecrübesi, gelişmiş dış ilişkileri, yetişmiş insanı ve aydınıyla Türkiye, Türk-İslam dünyasının birleşmesine öncü olmaya ehil görülmektedir. İttifakla büyük bir kesim, Türkiye’yi bu asil görev için aday göstermektedir.(http://www.turkislambirliginedogru.com)
Türkiye’nin, Türk-İslam dünyasının birliğinin sağlanmasında öncü olması, tarihin yüklediği bir sorumluluktur. Ancak bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilebilmesi için, öncelikle tüm İslam dünyasına örnek teşkil edebilecek bir modelin oluşturulması, diğer bir deyişle birlik temennilerinin sözde kalmaması gerekir. Bunun için de ülkemizdeki kanaat önderlerinin, aydınların, sivil toplum kuruluşlarının liderlerinin biraraya gelmeleri, bu birlikteliğin pratikte nasıl yaşanabileceğini göstermeleri büyük önem taşımaktadır.

TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ NASIL OLMALIDIR?

TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ NASIL OLMALIDIR?

Söz konusu birliğin beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu ile olacaktır.
Şelale
Söz konusu birliğin beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu ile olacaktır.
Türk-İslam dünyasının birliği, Allah’ın izni ve lütfu ile, yeryüzüne özlenen barışı ve huzuru getirecek olan bir birlikteliktir. Bu birlik, sevgi, kardeşlik, şefkat, hoşgörü, dayanışma ve muhabbet temeli üstüne kurulacaktır. Yaşandığı bölgeye ekonomik refahı, demokratik yaşamı, adaleti getirmeyi hedef alacaktır.
Manevi değerlerin yüceltilmesini, sanatın, teknolojinin, bilimin en üst seviyelerine çıkmasını kendine amaç edinecektir.
Türk-İslam Birliği, Batı dünyası ile de sıcak ilişkiler içerisinde olacaktır. Bu birliktelik sevgi ve adalet temeli üzerine kurulacağı için, tarafların haklarını güvence altına alırken, karşılıklı menfaatlerin korunmasını da sağlayacaktır.
Bu şekilde, birliğe dahil ülkelerin yanı sıra bütün dünya devletlerinin de refah düzeyleri yükselecektir.
Günümüzde Türk-İslam dünyasına hakim olan birbirinden farklı görüşler, yorumlar ve modeller arasında mutabakat sağlanamamış olması, Müslümanların birlikte hareket etmelerine engel olmaktadır. Bu birlikteliğin beraberlik çağrısı, etnik kökene, ekonomik koşullara ya da coğrafi duruma göre yapılmayacak; ırk, dil ve kültürel özelliklerden kaynaklanabilecek her türlü husumet bu birliğin kardeşlik çatısı altında, ortadan kaldırılacaktır. Söz konusu birliğin beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu ile olacaktır.

Türk-İslam Birliği Çözüm Üreten Bir Merkez Olmalıdır

Türk-İslam Birliği değişen siyasi koşullara kolaylıkla uyum sağlayabilecek bir esnekliğe ve gerekli stratejileri geliştirebilecek bir ileri görüşlülüğe sahip olmak zorundadır. Dünyadaki gelişmeler karşısında kınamak ya da kanaat belirtmekle yetinen bir organizasyon değil, inisiyatif kullanabilen aktif bir merkeze ihtiyaç duyulduğu açıktır. Bu merkezin sürekli takip ve koordinasyon görevini üstlenmesi, faaliyetlerinin tüm üye ülkelerin menfaatlerini kuşatıcı olması gerekir. Bu birlik tüm gelişmeleri objektif bir yaklaşımla değerlendirerek, Türk-İslam dünyasının taleplerini göz önünde bulundurmalıdır. Üye ülkeler arasında oluşabilecek bunalımları giderici, çıkar çatışmalarını ortadan kaldırıcı ve Müslümanların diğer toplumlarla ilişkilerinde onları koruyucu bir mekanizma olarak görev yapacak Türk-İslam Birliği, Türk-İslam dünyasının kültürel, ekonomik ve siyasi etkinliğini de artıracaktır.

Büyük Önderimiz Atatürk’ün Görüşleri Önemli Bir Mesaj İçermektedir

Saray
İnşa ettiği modern devlet anlayışı ile Türkiye Cumhuriyeti’ni Müslüman ülkelerin en istikrarlı demokrasisi haline getiren Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk-İslam dünyasının nasıl bir yapı içinde birlik ve beraberliğini sağlayabileceği yönünde de önemli değerlendirmeleri vardır. Bir devletin en önemli unsurlarından birinin milli sınırlar içinde var olma hakkı olduğunu ifade eden Atatürk’ün tespitlerinin doğruluğu, geçen zaman içerisinde ispatlanmıştır.
Bilindiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecinde, Osmanlı topraklarında yaşayan halkların bir kısmı yanlış yönlendirmelere kapılarak Osmanlı’nın yanında yer almak yerine, dış güçlerle işbirliği yapmışlardır. Ancak çeşitli imtiyazlar kazanacaklarını umarak bu yolu seçenler iş birliği yaptıkları ülkelerin hegemonyası altına girmişler ve sömürgeleştirilmişlerdir. Bu halklardan bazıları, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Mustafa Kemal’e temsilciler göndererek, kendilerini sömürge durumuna düşüren liderlerinin basiretsizliğinden şikayet etmiş ve hatta bazıları Türkiye Cumhuriyeti ile birleşme taleplerini dile getirmişlerdir. Atatürk’ün bu tekliflere verdiği karşılık, Türk-İslam Birliği’nin temelinin nasıl olması gerektiğini gösteren önemli bir cevaptır:
“Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler.” (Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920, 4. (gizli) oturum www.mihenk.gr/arsiv/18/ mihenkokulu.htm)
Görüldüğü gibi Atatürk’ün belirlediği öncelik, bu ülkelerin de bağımsızlıklarını kazanmalarıdır. Türk-İslam Birliği’nin öneminin bilincinde olan Atatürk, bu birliğin kendisinden beklenen etkiye sahip olabilmesi için, üyelerinin milli sınırları içinde bağımsızlığını kazanmış, milli iradeye dayanan ve kendi ayakları üzerinde durabilen devletler olmaları gerektiğine dikkat çekmiştir. Dolayısıyla, bugün de, kurulacak bu birlikteliğin üyelerinin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlıklarını koruması son derece önemlidir. (http://www.ataturkuiyianlamak.com/)

TÜRK-İSLAM DÜNYASINA ÇAĞRI

TÜRK-İSLAM DÜNYASINA ÇAĞRI

Bugün artık tüm dünyada din karşıtı fikir sistemleri çökmeye yüz tutmuş, insanlar Allah'a imana ve din ahlakına yönelmeye başlamışlardır. Dahası İslam, dünya gündeminin en önemli konusu olmuş, insanlığın dikkati Hak dine çevrilmiştir. İçinde bulunduğumuz devrin teknolojik imkanları ise, Müslümanların hem birbirleri ile iş birliği yapmalarını kolaylaştırmış hem de insanlara İslam ahlakının güzelliklerini anlatmak için her türlü kitle iletişim imkanını sağlamıştır.
Ancak bir taraftan da İslam dünyasının bir kısmında fakirlik ve cehalet vardır. Bundan yararlanan birtakım kimseler, sözde İslam adına İslam dışı eylemler yaparak, dünyanın gözünde Müslümanları zan altında bırakmaktadırlar. İslam ahlakına karşı olan bazı çevreler de, Müslümanların bu durumundan yararlanarak onlara karşı her türlü zulmü uygulamakta, daha büyük zulümleri de planlamaktadırlar.
Çiçekler
Çözüm, tüm Müslümanları birleştirecek ve onlara doğru yolu gösterecek bir Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıdır. Türk-İslam Birliği'nin kurulması için çalışmak, her Müslümanın görevidir:
Tüm Müslüman hükümetler, Türk-İslam Birliği'ne hazırlanmalıdır. Diğer Müslüman ülkelerle aralarındaki ilişkileri geliştirmeli, bir yandan da gerçek İslam ahlakının kendi ülkelerinde de daha iyi yerleşmesi için kültürel faaliyetlerde bulunmalıdırlar.
Tüm Müslüman sivil toplum kuruluşları, çeşitli organizasyonlar, vakıflar, medya mensupları, kanaat önderleri; Müslümanlar arasındaki ayrımların giderilmesi, birlik ve beraberliğin sağlanması için çaba göstermelidirler.
Her Müslüman birey, gittiği camide, okuduğu okulda, iş yerinde, ziyaret ettiği internet platformunda, üyesi olduğu vakıfta veya kuruluşta, dünya Müslümanlarının birliği için çaba göstermeli, diğer Müslümanları bu konuda teşvik etmelidir. (http://www.turkislambirliginecagri.com)
Dünyaya ışık tutacak, hem Müslümanlara hem gayrimüslimlere güzellik sunacak, yeryüzüne adalet ve barış getirecek o büyük İslam medeniyetinin yeniden yeşermesi tüm Müslümanların duasıdır. Allah'ın izni ile, Türk-İslam Birliği'nin kurulması, tüm bu güzelliklere bir vesile olacaktır.
Bu kutlu görevde hizmet yüklenmek isteyen Müslümanlar;
Gelin, Müslümanların arasını bulalım. Birbirinin camisinde namaz kılmayan, selamlaşmayan, birbirinin yazdığı kitabı okumayan, ufak bir fikir farklılığı nedeniyle kardeşine düşman kesilen Müslümanların arasını bulalım. Bu gibi yapay ayrımlar kalksın. Allah'ın evleri olan camiler, şu veya bu grubun, şu veya bu mezhebin değil, tüm Müslümanların mescidi olsun. Her Müslüman birbiriyle selamlaşsın, birbiri ile sohbet etsin. Birbirine hoşgörü göstersin. Cemaatsel veya kişisel uzlaşmazlıklar son bulsun. Ve tüm Müslümanlar, elbirliği yaparak, tevazu ve hoşgörü içinde, Allah'a daha çok yakınlaşmak, O'nun dinine daha çok hizmet etmek için çalışsınlar.
Ve Allah'ın bizlere verdiği şu emri hiçbir zaman unutmasınlar:
Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)